
Bouleuteiron (Meclis)
Agora’nın doğusundadır. Kürsü, heykeller ve küçük anıtsal yapılardan oluşur.
Gymnasium
M.Ö. 2. yüzyılda yapılmıştır. Agora ile batı kapısı arasındadır. Dört yanı Dorik üsluptaki sütunlarla çevrili, taş döşeli bir avlu biçimindedir. 32×40 m ölçülerindedir. Girişteki yarım daire şeklindeki basamaklar, günümüze ne yazık ki ulaşamamıştır. Kuzeydoğusunda Bizans döneminden kalan bir kilise ile güneybatısında da bir sarnıç bulunmaktadır.
Tiyatro
M.Ö. 2. yüzyılda Agora’nın yakınına kurulmuştur. Son yüzyıla dek tümüyle korunan yapı, günümüzde çok yıkıktır. Geleneksel Grek tiyatro planına uygun olarak, at nalı biçiminde olduğu sanılmaktadır. Roma döneminde yenilenmiştir.
Stoa
Önü sütunlu, üstü örtülü galerilerdir (revak). Biri Agora’nın kuzeyinde, öbürü de güneyindedir. Kuzeydekinin M.Ö. 3. yüzyılın sonunda ya da I2. yüzyılın başında yapıldığı sanılmaktadır. İki katlı, Dorik üsluptadır. Alt katta, sütunların arası dörtgen panolarla süslenmiştir. İkinci katın duvarında, tavanı oluşturan ağaç kütüklerin yerleştiği delikler görülebilmektedir. Aynı dönemden olan güney stoa, üç katlıydı. Orta katta 13 dükkan bulunuyordu. Alt katta ise sarnıç ve 13 hamam yer almaktaydı.
Nekropol
Helenistik ve Roma dönemlerindendir. Nekropol’ün batı ve doğu kapılarını bağlayan yol boyunca, mezar ve anıtlar sıralanmıştı. Batı kapısının kuzeyinde, Publius Varius’un mezar kalıntıları bulunmaktadır.
Hüdavendigar Cami
14. yüzyılda, 1. Murat döneminde, Assos yıkıntıları arasında yüksek bir tepeye kurulmuş görkemli bir yapıdır. Bizans ve Roma dönemi kalıntılarının kullanılmış olması ilginçtir. İçten çok yıkık durumdadır. Alçı mihrabı süsleyen yaprakların içi, kabartma rumilerle bezenmiştir. Mihrap nişinin yanlarında sütuncuklar vardır. Ana mekan, 8 köşeli kasnağa oturan bir kubbeyle örtülüdür. Son cemaat yerinin iki yanı kapalı olup yanlarda basık kemer, ortada uzunlamasına tonozla örtülüdür. Minaresi yoktur.
Behramkale Köprüsü
XIV. yüzyılda Tuzla Çayı üstüne yerel taşlardan yapılmıştır. Sivri kemerli yan gözler 7 metre, orta göz 15 metre yüksekliğindedir. Köprü bugün kullanılmamaktadır.
ASSOS’TA NEREYE GİDİLİR?
Gezilecek yerleri
Assos’ta binlerce yıl önce hem denize hem de karaya egemen bir tepeye kurulan Akropol (antik site), 3 kilometre uzunluğunda bir surla çevrilidir. Dönemin mimarisini gözler önüne sermesi bakımından çok önemli bir yere sahip olan surlar, işçiliği ve farklı stillerde yapılmış kapılarıyla dikkat çeker.
Athena Tapınağı
M.Ö. 530′da, Akropol’ün en yüksek yerine (236 metre yüksekte) kurulan Athena Tapınağı, Assos kalıntılarının en önemli yapısıdır. Yunan mitolojisinde Zeus’un kızı bilgeliğin sembolü Athena, el sanatlarının ve zanaatın koruyucusu olarak da biliniyor. Assos’taki Athena Tapınağı ise adını taşıdığı tanrıçaya yaraşan kabartmalı frizleri ve işçiliğiyle dikkat çeker. Athena Tapınağı’ndan ancak iki basamaklı podyum, günümüze ulaşabilmiştir. Kazılarda ana bölümde bulunan Helenistik Dönem çakıl mozaik döşeme ve sunak, daha sonra yok olmuştur. Tapınağın kabartmaları, Paris, Boston ve İstanbul Arkeoloji müzelerindedir. Dorik başlıklar, sütun kaideleri ve öbür mimari kalıntılar, çevrede görülebilir. Tapınağın da bulunduğu antik siteye giriş ücretlidir. Ancak öğrencilerden para alınmıyor. Tapınak, uzun bir akşamüstü yürüyüşünün ardından güneşin batışını seyretmek için ideal bir yer.
Agora
Akropol’ün güney yamacındadır. Çevresinde dönemin resmi yapıları yer almaktaydı. Agora Tapınağı’nın, M.Ö. 2. yüzyıldan kalıntıları görülebilir. Bu yapı daha sonra kiliseye dönüştürüldüğünden, özgün planı hakkında bir bilgi yoktur.